Süryani Soykırımı’nın 100. Yıldönümü'nde gerçekleştirilen 100 saatlik açlık grevinin ardından
DARİO NAVARO / AÇIK GAZETE - Süryani Dernekleri Federasyonu 1915’in 100. Yıldönümünde 100 saat süreli bir açlık grevi eylemi gerçekleştirdiler. Grev bitikten sonra merkezi Midyat’ta bulunan Federasyon’u ziyaret ettik ve Federasyon Başkanı Evgil Türker ile Süryani soykırımını ve Süryanilerin bu günkü durumunu konuştuk.
19-05-2015, Salı
Birçokları için 1915’te sadece Ermenilere uygulandığı sanılan soykırım aslında Süryanilere de uygulanmıştı. Süryani halkının 1915’te başlayan kıyımına etnik temizlik ve baskılar da eklenince, Süryanilerin tarih boyunca yaşadıkları topraklardaki konumları günümüzde kritik bir hale gelmiş bulunuyor. Bu durumu duyurmak amacıyla Süryani Dernekleri Federasyonu 1915’in 100. Yıldönümünde 100 saat süreli bir açlık grevi eylemi gerçekleştirdiler. Grev bitikten sonra merkezi Midyat’ta bulunan Federasyon’u ziyaret ettik ve Federasyon Başkanı Evgil Türker ile Süryani soykırımını ve Süryanilerin bu günkü durumunu konuştuk.
- Açlık grevi eyleminizi anlatır mısınız?
- Şimdi biz 20-24 Nisan arasında 100 saatlik bir açlık grevi yaptık. Daha doğrusu, 100. yıl dolayısıyla burada 100 saatlik bir açlık grevi eylemi yaptık. Hemen hemen 30’a yakın kişiyle başladık, tabi grev süresince bir kişi eksiliyordu, ya da bir kişi fazlalaşıyordu, bazıları dönüşümlü olarak katıldılar, diğer bazıları ise 100 saati tamamladı ve bu şekilde eylemi sonuçlandırdık. Bu açlık grevinin amacı Süryanilere 1915’de yapılan soykırımı kamuoyuna duyurmaktı. Türkiye’de bugüne kadar, Süryaniler bu konuda, yani soykırım konusunda, biz ona “Seyfo” diyoruz, doğrudan bir etkinlikte bulunmamışlardı. Belki bir bildiride, tek tük televizyon programlarında, bazı gazete makalelerinde Süryanilerin ismi az da olsa geçmiştir, ama “Süryaniler de soykırımdan geçirildi” diye ses getirebilecek bir etkinlik yapılmamıştı, ilk kez yapıyoruz. Tabi bu etkinliği biz Seyfo 100. Yıl Komitesi adına yaptık. Mardin ve çevresinde, Turabdin bölgesinde, bulunan birçok Süryani kurum ve kuruluşlarımız ile birlikte gerçekleştirdik. Seyfo 1915’de oldu, ancak Türkiye’de yaygın bir kanaat var, sadece Ermeni Soykırımı diye, aslında sadece öyle değildir.
- 1915’in Süryaniler için anlamı nedir ve sonuçları ne olmuştur?
- Osmanlı’nın 1914 Fermanı isyanlara karşı çıkartılan bir fermandı. Belki hedefledikleri esas kitle Ermenilerdi, ama bunun neticesi şu oldu ki ferman aslında bütün Hıristiyanları, Rumları ve Süryanileri de kapsadı.
- Cihat Fermanı?
- Evet, 1914’te ilan edilen fermanının ardından bunu 1915’te Hıristiyan halklara karşı bir soykırım olarak uyguladılar.
Soykırım 24 Nisan’da 200 Ermeni aydınının alınıp katledilmesiyle başladı ve bu nedenle biz de 24 Nisan’ı temel aldık. Aslında Süryanilere yapılan soykırım 1915’in Haziran ayında başladı. Süryanilerin soykırımdan geçtiğini pek az insan bilir. 1915’de yapılan soykırım ile bugünkü cumhuriyetin temelleri atıldı, yani soykırımın üzerinde kuruldu cumhuriyet, biz öyle yorumluyoruz. Bütün Hıristiyan tebaayı yok edip, bugün de sloganlarını duyduğumuz, tek dil, tek din, tek ırk işte bu tekleştirme politikası adı altında, bugüne gelindi. Aslında bir yere kadar da tekleştirdiler, Hıristiyan tebaayı tamamen bitirdiler. Süryanilerin yaşadıkları coğrafyadaki kiliselerinin verilerine dayanarak, tabi bu rakamlar yüzde yüz değildir, 500 binin üzerinde bir Süryani nüfusunun soykırıma uğradığını tespit etmiş bulunuyoruz.
- Osmanlı döneminde Süryani nüfusu nerelerde yaşıyordu, sosyal-ekonomik statüleri, koşulları neydi, entegre olmuşlar mıydı Osmanlı toplumuna?
- Şimdi Süryanilerin Osmanlı’da entegrasyon durumu pek yoktu, çünkü Ermeniler kadar dağınık bir nüfusumuz yoktu. Süryaniler genelde Güneydoğu bölgesinde Urfa’dan başlayarak Diyarbakır, Siirt, Adıyaman, Malatya, Bitlis, Van, Hakkâri, Mardin ve çevresi, yani Mardin, Midyat ve çevresine kadar olan bölgelerde yaşıyorlardı. Hakkâri’de Asurî-Süryani dediğimiz Nasturi kesimi yaşıyordu. Van merkez de öyle. Bitlis, Diyarbakır, Siirt, o bölgeler Süryani-Keldaniler‘in merkeziydi. Diyarbakır, Malatya, Adıyaman, Mardin, Midyat, burada da Süryani Ortodokslar, Süryani Katolikler ve Süryani Prostestantlar yoğunluktaydı.
Süryaniler birçok katliamla karşılaştıkları için kapalı bir toplum yapıları vardı. Halen de Süryanilerde mevcuttur o kapalı toplum yapısı. Tabi Ermeniler bizim durumumuza nazaran daha iyiydiler, hem Osmanlı devletinde, hem kültür sanatta, hem ekonomide, her konuda Süryanilerden birkaç adım daha ilerideydiler, onu diyebilirim. Tabi Süryaniler de bu bölgede diğer halklardan bir kaç adım ilerdeydiler, ekonomi de olsun, kültür sanatta olsun, dilde olsun. Bu bölgede zanaatkârların tümü Süryani’ydi, esnaf Süryani’ydi, ekonomiyi bu bölgede Süryaniler çeviriyorlardı. Onun için Süryaniler için, şöyle diyebilirim, 1915 bizim açımızdan gerçekten çok önemli bir tarih, çok önemli bir sürecin başlangıcı oldu. Çünkü ondan sonra insanlarımızın büyük bir kısmı Müslümanlaştırıldı, kadın-kızları götürmüşler zaten savaş ganimetidir, cihat ganimetidir diye. Geriye kalan insanlarımız göçtüler, daha doğrusu göç edebilen göç etmiş Lübnan’a, Şam’a, başka yerlere, imkânları elverişli insanlar ise yurtdışına göç ettiler.
- 1915’e gelirken Süryanilerin durumu neydi?
- Osmanlı tarihinde hiç kimse, hiçbir tarihçi, Süryanilerin Osmanlı Devleti’ne karşı herhangi bir isyanları, herhangi bir karşı çıkışları olduğunu söylemiyor. Bu hiç bir belgede yazılmıyor. Cumhuriyet tarihinde de öyle. Artık bu iyi midir, kötü müdür onu ben tartışmak istemiyorum. Yani Ermeniler kadar bir örgütlülüğümüz yoktu bizim, herhangi bir örgütlü gücümüz yoktu. 1880-90’lara kadar zaten Süryanileri Osmanlı Devleti’nde Ermeni Kilisesi temsil ediyordu. En son Süryanilerin bir itirazları oldu, biz Ermeni değiliz başka bir ırkız, halkız, Süryani’yiz diye, bu sayede Osmanlı Devleti’nde temsil edilebildik.
Bu dönemde tek tük Süryani aydınları ortaya çıktı, şair Naum Faik gibi, aslen Diyarbakırlıydı, Aşur Yufus gibi, o Harputluydu, 19 Nisan 1915’te tutuklanıp asıldı. Bunlar bilinen Süryani aydınları. O dönemin ulusalcılarımız, öyle diyelim. Yani birkaç kişiydi, parmakla sayılabilecek birkaç insan. Büyük vilayetlerde, ya da İstanbul’da, okudukları için bir derecede aydın diyebiliriz. Süryanilerin ne Osmanlı’da ne Cumhuriyet’te herhangi bir baş kaldırma girişimleri olmadığı için 1915’de ne silahları vardı, ne soykırıma karşı herhangi bir hazırlıkları. Ermenilerden başlandı bu bölgeye varana kadar, sonra Süryanilerle devam edildi.
- Soykırım nasıl gerçekleşti?
- Dedelerimizin, ninelerimizin anlattıkları var, Seyfo’dan kalan tanıklarla karşılaştık, konuştuk, röportajlar yaptık, hikâyelerini dinledik. Buradaki mülki amirleri, o dönemde kaymakamdır, validir, onların emiriyle askeri güç, yani Osmanlı’nın askeri gücü, bunun yanında Kürt aşiretleri, bu soykırımda aktif rol aldılar. Haziran ayında bu bölgede başlandı. Midyat’ta sanırsam 5 ya da 6 Haziran’da başlandı. Midyat ancak on gün direnilebildi. Midyat’ın çevre köyleri, Midyat’ın doğusunda, 10 km uzağındaki Aynvart’ta, Türkçede Gülgöze, biz ona İwardo köyü diyoruz, orada toplandılar, üç ay direndiler. Eğer bugün biz yaşıyorsak, biz o direnişin çocuklarıyız, yani o direnişten kurtulan atalarımızın çocuklarıyız. Orada da esas olarak bir şeyh, Aynkef Şeyhi sayesinde barış sağlandı. Aynkef Şeyhi Fethullah Arapça konuşan Mhalmilerdendir. Onun girişimleriyle bu barış sağlandı. Süryanilerden kendilerini kurtarabilenler 3-4 yerde direnebildiler. Bir diğer direniş noktası İdil-Hezah’ta, bugünkü adıyla Şırnak’a bağlı İdil’de oldu. Ayrıca bir Süryani köyü olan Basibrin’de direnildi, bir de Bagok dağındaki Mor Melke Manastırında, yani toplam 4 yerde. Bu dört merkezdeki direniş sayesinde bugünkü Süryaniler varlar, o direnişlerde kurtulan atalarımızın ardıllarıyız. Süryanilere yapılan soykırım gerçekten büyük bir soykırımdı.
- Soykırıma uğrayanların sayıları nasıl tespit edildi?
- Süryani Ortodoks Kilisesi’nin, ki Süryanilerde çok kilise var, Süryani Katolik var, Süryani Ortodoks var, Süryani Protestan var, Keldani kilisesi var, Nasturi Kilisesi var, bunlar hepsi Süryani’dirler. Tabi her kilise kendi cemaatinden sorumludur. Süryani Ortodoks Kilisesi’ne bağlı cemaat üzerinde yapılan araştırmalara göre 120.000 kayıp olduğu görülüyor. Evet, bu tek bir kiliseden; bunun dışında Keldaniler var, Nasturiler var, Süryani Katolikler var, Süryani Protestanlar var. Daha sonra bu kiliselerin tümünde araştırıldı. Araştırmacılardan edindiğimiz bilgilere dayanarak, yaklaşık 500 binin üzerinde Süryani, Asurî, ve Keldani kitlesinin soykırımdan geçirildiğini sanıyoruz.
- Soykırımı gerçekleştiren güçler hangileriydi, amaçları neydi?
- Bütün saldırılarda yoğunluk Kürt aşiretlerindeydi. Bir çoğu bölgenin dışarısından getirtilen Kürt aşiretleriydi. Tabi bunların yanında bütün bu yörelerde Osmanlı askerleri mevcuttu. Ancak Midyat’taki Kürt aşiretleri bu soykırımda yer almadılar. Soykırımı teşvik eden temel faktör ise din oldu. Din faktörü çok önemliydi. Bunun yanında, 1800’lü yıllar sonunda kurulan Kürtlerden oluşturulan Hamidiye Alayları bulunuyordu. Daha önce de kullanılmıştı Hamidiye Alayları. Bunları 1915’te yoğun olarak kullandılar, hem Ermenilere karşı hem Süryanilere karşı.
- Hamidiye Alaylarının artıkları mı?
- Doğrudur, doğrudur ama gene de bunlar onların devamıdır. Net olarak Hamidiye Alayları yer almadıysa da, o isimle yani, Hamidiye Alay’larına yakın Kürt aşiretleri, yani bazı Kürt aşiretleri, hepsini töhmet altında bırakmayalım, bu soykırımda aktif bir rol oynadılar. Dışarıdan gelen aşiretler ganimet olarak bulabildiklerini alıp-götürdüler, bolca kız-kadın götürdüler savaş ganimeti diye.
- Erkek çocukları da aldılar mı?
- Erkek çocukları da aldılar. Benim tanıdığım 2-3 tanesi Süryani olduklarını anlayınca geri geldiler, akrabalarını, babalarını annelerini arayıp buldular, geri dönenler oldu. Sayıları çok az, halen Malatya’da, Adıyaman’da o bölgelerde bizim bildiğimiz Süryaniler var, belki kimliğinde İslam yazıyor ama ne İslam olmuş ve İslam’ı yaşayabiliyor ne de Hıristiyan kalabilmiş, öylesine ortada kalmışlar.
- Bugüne gelirsek, soykırımı inkâr edenlerin başlıca argümanları, tehcirin İmparatorluğun bir savunma refleksi olduğu, savaş koşulları nedeniyle beşinci kol faaliyetlerinin engellenmek istendiği yönünde, bazıları ise aslında soykırımı Ermeniler yaptı demeğe kadar getiriyor. Bugünkü resmi devlet görüşü, son olarak AKP, MHP ve CHP ortak açıklamasında da belirtildiği gibi, kıyımın karşılıklı olduğu yönünde. Süryaniler açısından ele alırsak, sizce böylesi bir argümanın herhangi bir maddi temeli, kanıtı var mıdır?
- Yani Ermenilerin işte onlar yaptılar soykırımı, yani onlar başlattılar, o benim için boş bir şey. Yani öyle bir şey yok ki araştırmacı-yazar Taner Akçam geçenlerde bir makalesinde* belirtiyor, yani yok öyle bir şey. Ben inanmıyorum, hiç kimsede inanmaz bu tür şeylere. Devletin doğal kendini savunma refleksidir ve kendini bir nebzede olsa haklı çıkarmaya çalışır, ama bu doğru değildir. Bu nedenle Türkiye Cumhuriyeti devleti ve hükümetleri Süryanilerden hiç bahsetmemektedirler, çünkü bu konuda Süryanileri suçlayabilecekleri ve kendilerini savunabilecekleri hiç bir şeyleri yoktur. Yani yok, Süryanilerin ne silahı var, ne bir örgütlenmesi, ne herhangi bir isyanı, ne de Osmanlı Devleti’yle herhangi bir sorunu, kısacası Süryanilere uygulanan soykırımın savunulacak hiçbir tarafı yoktur. Bilinçli olarak Süryaniler gündeme getirilmiyor. Çünkü Süryanilere yapılan da düpedüz bir soykırımdır. Açık ve tartışmasız bir soykırımdır, onun için hiç konuşulmuyor Süryaniler.
- 1915’ten sonra Süryani toplumunun durumu neydi?
- 1915’ten sonra artık Süryaniler kendilerine gelemediler bugüne kadar. Eğer bugün Türkiye’de İstanbul’la birlikte Süryani nüfusu 20-25 bin kişiye düşmüşse gerçekten üzerinde durulması, tartışılması, araştırılması gerekiyor. Nereye gitti bu Süryaniler? Tamam, soykırımda bir kısmı Suriye’ye gitti, Lübnan’a gitti, ama Cumhuriyet kurulduktan sonra geliştirilen politikalar geride kalan hem Ermenileri, hem Rumları, hem de Süryanileri kaçırttı. Tek tipleştirme politikaları adı altında Varlık Vergisi, Soyadı Kanunu, 6-7 Eylül, 1964 Kıbrıs Olayları, Midyat’ta yapılan bazı provokasyonlar Süryanileri büyük ölçüde kaçırttı. Bugün Türkiye Cumhuriyeti vatandaşı Süryani nüfusu, Avrupa ülkelerinde yaşayan Süryanilerle birlikte, 300 bin kadardır.
- Süryanilerin çilesi 1915’le bitmiyor. Biraz açar mısınız soykırım ve sonrasındaki süreci? Bugün gelinen durumu?
- Bazı şeyleri ben sana anlatayım. Süryani manastır ve kiliselerin vakıf malları birçok yerde vardır. Malatya’dan tutalım, Adıyaman, Diyarbakır, Siirt, Van, Bitlis, Mardin, Midyat ve Hakkâri’ye kadar birçok yörede kilise ve manastırların vakıf malları vardır ve bunların hepsi gasp edildi. Mesela Urfa’da birçok kilise camiye çevrilmiştir. Birçok manastır ve kilise ise müze ya da depo olarak, hatta bazıları ahır olarak kullanılmaktadır. Ve bugün Urfa’da tek bir Süryani bulunmuyor, halbuki Urfa Süryanilerin en önemli merkezlerinden biriydi. Süryaniler, Asur İmparatorluğu, Babil İmparatorluğu yıkıldıktan sonra Abgar Krallıkları altında toplanmışlar ve Hıristiyanlığı kabul etmişlerdi. 6. ve 7. Yüzyılda Süryanilerin en önemli merkezlerinden biri Urfa’ydı.

İslam’ın, İslam ordularının gelişine kadar Süryanilerin bölgede önemli bir yerleri vardı. Birçok alanda Süryani medeniyetlerinin izlerini görebiliyoruz. Ama bugün Urfa’da tek bir Süryani bulunmamaktadır. Belki Adıyaman’da birkaç aile kalmıştır. Diyarbakır’da birkaç tane ihtiyar kaldı, halbuki Diyarbakır bir merkezdi. Malatya, keza, Malatya, Süryani Antakya Kilisesi Antakya’dan ayrıldıktan sonra, patriklik merkeziydi. Patriklik kürsüsünün Malatya’da olması orada yoğun bir Süryani nüfusuna işaret eder, yoksa kürsü orada olmazdı. Bugün Malatya’da hiçbir Süryani bulunmamaktadır. Harput keza öyle; 1800 yıllık Meryem Ana Kilisesi Harput’tadır. Süryanilerin en eski kiliselerinden biridir. Yani büyük bir toprak kaybı var ve insan kalmadı. 1915’den sonra Urfa’da belki bir kaç aile kalmıştı, 70’li yıllara kadar, onlar da yok artık, göç ettiler Avrupa’ya veya yurtdışına, Diyarbakır keza öyle, hepsi İstanbul ya da yurtdışına göç ettiler.
- Son dönemdeki göçler üzerine bir şey söyleyebilir misin?
- Süryaniler Lozan’da gayrimüslimlere tanınan haklardan hiç yararlanamadılar. Ermeniler, Rumlar ve Yahudilerin okulları oldu. Süryanilerin hiç bir hakkı olmadı 2 yıl öncesine kadar. 2 yıl önce İstanbul Süryani Vakfı bir dava açarak Süryanilerin de Lozan Antlaşması’ndan yararlanmasını talep etti. Şimdi İstanbul’da bir anaokulumuz var, ana dilimizde eğitim veren, yani 90 yıl sonra bu hak bize verildi. Tabii Süryani nüfusu kalmadı, 90 yıl sonra verirsen Süryanilere bu azınlık hakkını, o hakkı kim kullanacak, hiç kimse kalmadı, hiç kimse kullanamaz.
1924’te bizim patriklik merkezimiz Mardin’den sürgün ediliyor. Kimisi diyor işte Patrik gitti ve vefat etti, geri dönmedi. Doğru değildir, kesinlikle sürgün edilmiştir. Sürgün edildi ve bu Süryaniler açısından büyük bir darbeydi. Eğer patriklik merkezi taşınırsa insanlar buradan kaçar ve öyle oldu. 1930’lu yıllarda, vatandaş Türkçe konuş ve benzeri tek tipleştirme politikaları yoğundu. O dönemde İsmet İnönü’nün bazı raporları var Mardin’le ilgili, Midyat’la ilgili. Mardin’in yapısı, sosyal yapısı, orada kimlerin yaşadığı inceleniyor: Kürtler yaşıyor, Araplar yaşıyor, Süryaniler yaşıyor. Kürtlerle Araplar Müslüman oldukları için asimile edilebilirler, ancak Süryaniler Hıristiyan oldukları için asimile edilemezler -her ne pahasına olursa olsun bunların göç ettirilmeleri gerekiyordu ve öyle de oldu.
- 1943 Varlık Vergisi nasıl etkiledi Süryani toplumunu ve uzun süreli sonuçları ne oldu?
- 1940’lı yıllarda Varlık Vergisi ile bütün Hıristiyan Süryanileri ve Ermenileri komple olduğu gibi fakirleştirdiler. Mesela, 50-100 tane küçükbaş hayvanı olan bir çiftçiden, bunlar üzerinden vergi kesiyorlardı. İnsanlar satıyordu nesi varsa, büyükbaş hayvan, küçükbaş hayvan, dükkân, bilmem başka neyi varsa bu vergiyi ödeyebilmek için. Birçok insanımız borç ala ala borçlarının faizlerinden iflas ettiler. Midyat’taki Süryani konakların çoğu Mardinli Arap ailelerine geçti o dönemde. Tapu kayıtları halen onların adınadır. Ki onlar ne Midyatlıdırlar, ne Süryani’dirler. Fakirleştirme oldu ve insanlarımız göç etmeye başladı, birçok Süryani Suriye’ye göç etti. Benim sülalem, sülalemin dörtte üçü, Kamışlı ‘ya gitti halen oradadırlar, biz burada kaldık. Süryani aileler parçalandı, sülaleler parçalandı. Ondan sonra artık işsizlik, fakirlik diz boyu oldu. Tabi devletin ayrımcı politikaları da söz konusuydu: mesela askerliğe giden bir genç, Hıristiyan olduğu için bir sürü dayak yiyordu, hakaret görüyordu, zorla kelime-i şahadet getirmesi isteniyordu, sünnet olmaya zorlanıyordu. Babalarımız bunları bize anlattılar, biz de yaşadık aslında askerde bunları. Mesela lise mezunuysan en azından bir çavuş olursun askerde, ama hiçbir zaman bir Süryani’yi, lise mezunu bir Süryani’yi, çavuş yapmadılar. Ve ben bunu bizzat yaşadım askerde. Ortaokul terkleri bile çavuş yaptılar, biz lise mezunu olduğumuz halde bizi çavuş yapmadılar, ki o kadar da çavuş olmaya meraklı değildik. Bunun yanında memur olamazsın hele hele birinci derece memur. En son Avrupa Birliği bağlamında bu hak tanındı, gayrimüslim birini memur yaptılar, bunun da bayağı propagandasını yaptılar, sanki bir lütufmuş gibi, ama o zaten Türkiye Cumhuriyeti’nin vatandaşıydı. Bunun yanında polis olamazsın, subay olamazsın, hâkim olamazsın. Hukuk okuyorsun, avukat olabilirsin ama hâkim-savcı olamazsın. Bütün bu politikalar Süryanileri kaçırttı. Özellikle 1964 Kıbrıs Olaylarında Midyat’ta 1915’e benzer bir soykırıma kalkıştılar. İşte devletin, o dönemin hangi komitesiydi, harp dairesinin seferberlik bilmem ne tetkik kurulu muydu, öyle bir kurul vardı, gizli.
- Özel Harp Dairesi?
- Özel harp dairesinin yanında bir gizli seferberlik tetkik kurulu, öyle bir şey de vardı. Onların adamları burada çevre Müslüman köyleri kışkırtarak Midyat’ta büyük bir miting hazırladılar ve Süryanilere tekrardan 1915’e benzer bir kıyım yapmaya çalıştılar. Midyat’taki sağduyu, Midyatlı Kürtler, Midyat merkezde yaşayan Kürt Aşiretleri buna tavır koydular, engellediler. Yani Kıbrıs nere, biz nere, Süryaniler kim, Rum’lar kim. Ortak neyimiz var ki, coğrafi olarak komşu bile değiliz, sadece ve sadece Hıristiyan olduğumuzdan.
- Bu politikalar da herhalde bir göç dalgasına daha neden olmuştur?
- Evet, önemli göçlere neden oldu. 80’li yıllarda ise ek faktörler ortaya çıkmıştı. Kürt özgürlük hareketiyle devletin çatışmaları yoğunluk kazandıkça Süryaniler göç etmeye başladı. Süryaniler Koruculuk yapmadılar ama git gide azaldılar, ki o dönemde, 80’li, 90’lı yıllarda 50’ye yakın Süryani faili meçhul cinayetleri var. Gene de Süryanilerin herhangi bir örgütlenmesi, devlete karşı herhangi bir kalkışmaları olmadı bu yıllarda. Ve Süryaniler bugünkü duruma geldiler. Yani 3 bin ila 3 bin 500 arasında insan bu bölgede yaşıyor, Mardin, Midyat, Şırnak ve Diyarbakır’da.
- Bugüne kadar Süryani soykırımı Türkiye’de çok az biliniyordu. Bu açlık greviyle bu tarih diliminin su yüzüne çıkmasını sağladınız. Bu açıdan önemli ve başarılı bir etkinlik oldu diye düşünüyorum. Sivil kuruluşlardan, derneklerden ve siyasi partilerden nasıl tepkiler aldınız?
- Gayet iyi tepki aldık. Özellikle Kürt hareketinden HDP’dir, DBP’dir, DTK’dir, Kürdistan İslam Kongresi’dir, bunlar bizim için çok önemliydi. Kürdistan İslam Kongresi’nden 30-40’a yakın genç erkek-kız bizi ziyaret ettiler. Bunun yanında HDP, DBP’den 4 Kürt arkadaş bizimle dayanışmada bulundular, 2 günlüğüne açlık grevine katıldılar. Bu yörede bulunan Ezidiler, Mhalmiler, Araplar bizi ziyaret ettiler. Desteklerini sundular. Bizim amacımız da oydu, böyle bir şey yaşandı yüzyıl önce, bunu konuşmak tartıştırmak istiyorduk, Kürtlerle, Araplarla, herkesle. 1915’in tartışılmasını istedik, herkesin işlediği suçla, yaptığı kabahatle yüzleşmesi gerektiğini düşünüyoruz, devlet de dâhil buna, onun için bu açlık grevini yaptık. Açlık grevimizi bu topraklarda bir daha soykırımların yaşanmaması için yaptık. Yoksa Süryaniler öyle yok tazminat peşinde, yok devlet peşinde falan değiller.
Süryaniler 1915’in en büyük mağdurudurlar. Hiçbir baş kaldırması, hiçbir isyanı olmadığı halde, başka bir güçle herhangi bir işbirliği yapmadığı halde soykırımdan geçirildiler ve ülkelerinden uzaklaştırıldılar. Günümüzde Avustralya’da, Latin Amerika’da, Amerika Birleşik Devletleri’nde, Avrupa’nın bütün ülkelerinde Süryaniler yaşamaktadır, ama onlar için vatan çok önemlidir. Onlar için ülkeleri, atalarının diyarı çok önemlidir. Çünkü biz ne Avrupalıyız, ne Amerikalıyız, öz be öz bu toprakların çocuklarıyız. 7000 yıllık, 8000 yıllık bir geçmişimiz var burada, bu toprakların en eski halklarındanız. Asur imparatorluğu gibi, Babil, Akad gibi medeniyetler kurmuş bir halkız, en eski Orta Doğu dillerinden Aramice dili bugün konuştuğumuz Süryanicedir, ama bugün bakıyoruz Süryaniler yok oldular.
Son olarak, İŞİD, aynen 1915 soykırımının yöntemlerini kullanarak,Musul Ovası’nı Süryanilerden temizledi. Suriye’nin Cezire Bölgesi’nde ha keza öyle. İki tane Metropolitimiz kaçırıldı, iki yıldır haber yok onlardan. Aslında bir yerde soykırım hala devam ediyor. 1991’e kadar Irak’ta 1,5 milyon Süryani nüfusu vardı. Bugün 300 bine düştü. Suriye de öyle, pek çok Süryani Suriye’den göç etmeye başladı.
- Bundan sonra nasıl bir yol izlemeyi, sorunun güncelliğini nasıl korumayı düşünüyorsunuz?
- Ben sanmıyorum ki hiçbir Süryani 1915’den vazgeçsin. Süryanilerin isteği 1915’in özrünün, samimi bir şekilde soykırımla yüzleşerek yapılmasıdır. Bu güveni versinler bize artık. Süryanilerin Türkiye Cumhuriyeti’ne herhangi bir zararları olmadı ve olmayacak da bundan sonra. Eğer bu özür dilenirse, samimi bir şekilde biz katlettik, özür diliyoruz denirse, bu Süryanilerde bir güven yaratır ve Süryanilerin ülkelerine dönmelerinin yolu açılmış olur. Tabi bunu sadece devletten değil, Kürtlerden de bekliyoruz. Kürtler bunu söylüyorlar. Biz bunu görüyoruz ama yeterli değildir. Bunun halka anlatılması gerekiyor, özellikle birlikte yaşadığımız halkların bunu iyi kavramaları gerekiyor, iyi bilmeleri gerekiyor. Yüzyıl geçti, unutulacak değildir, ben sanmıyorum unutulacağını. Biz bu mücadelemize devam edeceğiz, demokratik platformlarda, demokratik haklarımızı kullanarak. Açlık grevi eylemi de demokratik mücadelemizin bir parçasıdır. Bunu elimizden geldiğince, dilimiz döndüğünce anlatmaya çalışacağız.
- Çok önemli bir noktaya parmak bastınız, 1915’in halka anlatılması lazım. Şu anda sadece bir tek siyasi parti, HDP, bu konuyla ilgileniyor görünüyor. Böylesi bir ortamda Süryaniler nasıl hissediyorlar?
- Aslında CHP’nin de bunu yapması gerekirdi. Bizim CHP’den beklentimiz bu yöndeydi. Benim iki yıl önce Sayın Kılıçdaroğlu ile CHP Genel Merkez’inde bir görüşmem oldu, kendisine bir dosya sundum. 1915’ten günümüze ne oldu Süryanilere, ne yapıldı, taleplerimiz nedir, bu konularda 45 dakika süren bir sohbetimiz oldu. Aslında CHP’den beklentimiz vardı, ama tam tersini yaptı CHP, bir bildiri hazırladılar, MHP ve Ak Parti ile birlikte, bu telaşa gerek yoktu aslında. Sayın Kılıçdaroğlu’ndan biz bunu beklemiyorduk, aslında CHP sosyal demokrat kimliğine sadık kalsaydı o bildiriye imza atmazdı. Olabilir, belki seçim arifesidir, bazı hesaplar vardır ama bu konular seçimlere heba edilecek konular değildirler. Bunlar insani şeylerdir ve toplumlar ancak öylece birbirlerine yakınlaşabilirler. Eğer benim ne çektiğime anlam verilmezse, yani bana karşı alınan kararlar, benim göç etme sebeplerim, soykırımdan, katliamlardan geçirilme sebeplerime anlam verilmese, o zaman ben o siyaset bir işe yaramıyor derim.
Dediğiniz gibi tek parti HDP’dir. Benim HDP’de siyasi herhangi bir kimliğim yok, onu belirteyim, ben bağımsızım, ama insanın vicdanen de konuşması gerekiyor, söylemesi gerekiyor. Bugün Türkiye’deki tüm halkları kimlikleriyle, yani oldukları gibi kabul eden HDP’dir. O konuda büyük bir saygımız vardır. Ki Süryani milletvekili adayları da vardır. Bu Türkiye’de de ilk olan şeylerdir. 4 yıl önce başladı bu ve ben inanıyorum bundan sonra da devam edecek. Bunu HDP yaptı, onun için saygımız büyüktür. Bu soykırım konusunda da en fazla demeç veren, özür de dileyen, dile de getiren, tartışan, tartıştıran da HDP’dir. Biz de HDP’nin seçimlerde barajı geçmesi için destekliyoruz. HDP’ye desteğimizi beyan ettik, Süryani’ler artık oylarını HDP’ye versin dedik. HDP’nin barajı geçmesi Süryaniler için, ama sadece Süryaniler için değil, veya sadece Kürtler için, değil, tüm Türkiye’de barış için önemlidir. Bu barış sürecidir, devletle PKK’nin, Sayın Abdullah Öcalan’ın başlattıkları bu süreç bizim için de önemlidir, biz de bu bölgede yaşıyoruz. Savaşlardan biz çok çektik, savaş olduğu yerde Süryaniler kaçıyorlar, durmuyorlar. Çünkü savaşmak istemiyorlar, ölüp ve öldürülmek istemiyorlar artık. Onun içi barış sürecini destekliyoruz ve HDP’nin barajı geçmesini istiyoruz, bölgenin barışı için HDP’yi destekliyoruz, Türkiye’nin barışı için, demokrasinin daha iyi kökleşmesi için, herkes kendi kimliğiyle, kendi diliyle, kendi örf ve adetleriyle yaşaması için bu çok elzemdir ve önemli görüyoruz.
- Teşekkür ederim...
_______________
Midyat 29 Nisan 2015
- Açlık grevi eyleminizi anlatır mısınız?
- Şimdi biz 20-24 Nisan arasında 100 saatlik bir açlık grevi yaptık. Daha doğrusu, 100. yıl dolayısıyla burada 100 saatlik bir açlık grevi eylemi yaptık. Hemen hemen 30’a yakın kişiyle başladık, tabi grev süresince bir kişi eksiliyordu, ya da bir kişi fazlalaşıyordu, bazıları dönüşümlü olarak katıldılar, diğer bazıları ise 100 saati tamamladı ve bu şekilde eylemi sonuçlandırdık. Bu açlık grevinin amacı Süryanilere 1915’de yapılan soykırımı kamuoyuna duyurmaktı. Türkiye’de bugüne kadar, Süryaniler bu konuda, yani soykırım konusunda, biz ona “Seyfo” diyoruz, doğrudan bir etkinlikte bulunmamışlardı. Belki bir bildiride, tek tük televizyon programlarında, bazı gazete makalelerinde Süryanilerin ismi az da olsa geçmiştir, ama “Süryaniler de soykırımdan geçirildi” diye ses getirebilecek bir etkinlik yapılmamıştı, ilk kez yapıyoruz. Tabi bu etkinliği biz Seyfo 100. Yıl Komitesi adına yaptık. Mardin ve çevresinde, Turabdin bölgesinde, bulunan birçok Süryani kurum ve kuruluşlarımız ile birlikte gerçekleştirdik. Seyfo 1915’de oldu, ancak Türkiye’de yaygın bir kanaat var, sadece Ermeni Soykırımı diye, aslında sadece öyle değildir.
- 1915’in Süryaniler için anlamı nedir ve sonuçları ne olmuştur?
- Osmanlı’nın 1914 Fermanı isyanlara karşı çıkartılan bir fermandı. Belki hedefledikleri esas kitle Ermenilerdi, ama bunun neticesi şu oldu ki ferman aslında bütün Hıristiyanları, Rumları ve Süryanileri de kapsadı.
- Cihat Fermanı?
- Evet, 1914’te ilan edilen fermanının ardından bunu 1915’te Hıristiyan halklara karşı bir soykırım olarak uyguladılar.
Soykırım 24 Nisan’da 200 Ermeni aydınının alınıp katledilmesiyle başladı ve bu nedenle biz de 24 Nisan’ı temel aldık. Aslında Süryanilere yapılan soykırım 1915’in Haziran ayında başladı. Süryanilerin soykırımdan geçtiğini pek az insan bilir. 1915’de yapılan soykırım ile bugünkü cumhuriyetin temelleri atıldı, yani soykırımın üzerinde kuruldu cumhuriyet, biz öyle yorumluyoruz. Bütün Hıristiyan tebaayı yok edip, bugün de sloganlarını duyduğumuz, tek dil, tek din, tek ırk işte bu tekleştirme politikası adı altında, bugüne gelindi. Aslında bir yere kadar da tekleştirdiler, Hıristiyan tebaayı tamamen bitirdiler. Süryanilerin yaşadıkları coğrafyadaki kiliselerinin verilerine dayanarak, tabi bu rakamlar yüzde yüz değildir, 500 binin üzerinde bir Süryani nüfusunun soykırıma uğradığını tespit etmiş bulunuyoruz.
- Osmanlı döneminde Süryani nüfusu nerelerde yaşıyordu, sosyal-ekonomik statüleri, koşulları neydi, entegre olmuşlar mıydı Osmanlı toplumuna?
- Şimdi Süryanilerin Osmanlı’da entegrasyon durumu pek yoktu, çünkü Ermeniler kadar dağınık bir nüfusumuz yoktu. Süryaniler genelde Güneydoğu bölgesinde Urfa’dan başlayarak Diyarbakır, Siirt, Adıyaman, Malatya, Bitlis, Van, Hakkâri, Mardin ve çevresi, yani Mardin, Midyat ve çevresine kadar olan bölgelerde yaşıyorlardı. Hakkâri’de Asurî-Süryani dediğimiz Nasturi kesimi yaşıyordu. Van merkez de öyle. Bitlis, Diyarbakır, Siirt, o bölgeler Süryani-Keldaniler‘in merkeziydi. Diyarbakır, Malatya, Adıyaman, Mardin, Midyat, burada da Süryani Ortodokslar, Süryani Katolikler ve Süryani Prostestantlar yoğunluktaydı.
Süryaniler birçok katliamla karşılaştıkları için kapalı bir toplum yapıları vardı. Halen de Süryanilerde mevcuttur o kapalı toplum yapısı. Tabi Ermeniler bizim durumumuza nazaran daha iyiydiler, hem Osmanlı devletinde, hem kültür sanatta, hem ekonomide, her konuda Süryanilerden birkaç adım daha ilerideydiler, onu diyebilirim. Tabi Süryaniler de bu bölgede diğer halklardan bir kaç adım ilerdeydiler, ekonomi de olsun, kültür sanatta olsun, dilde olsun. Bu bölgede zanaatkârların tümü Süryani’ydi, esnaf Süryani’ydi, ekonomiyi bu bölgede Süryaniler çeviriyorlardı. Onun için Süryaniler için, şöyle diyebilirim, 1915 bizim açımızdan gerçekten çok önemli bir tarih, çok önemli bir sürecin başlangıcı oldu. Çünkü ondan sonra insanlarımızın büyük bir kısmı Müslümanlaştırıldı, kadın-kızları götürmüşler zaten savaş ganimetidir, cihat ganimetidir diye. Geriye kalan insanlarımız göçtüler, daha doğrusu göç edebilen göç etmiş Lübnan’a, Şam’a, başka yerlere, imkânları elverişli insanlar ise yurtdışına göç ettiler.
- 1915’e gelirken Süryanilerin durumu neydi?
- Osmanlı tarihinde hiç kimse, hiçbir tarihçi, Süryanilerin Osmanlı Devleti’ne karşı herhangi bir isyanları, herhangi bir karşı çıkışları olduğunu söylemiyor. Bu hiç bir belgede yazılmıyor. Cumhuriyet tarihinde de öyle. Artık bu iyi midir, kötü müdür onu ben tartışmak istemiyorum. Yani Ermeniler kadar bir örgütlülüğümüz yoktu bizim, herhangi bir örgütlü gücümüz yoktu. 1880-90’lara kadar zaten Süryanileri Osmanlı Devleti’nde Ermeni Kilisesi temsil ediyordu. En son Süryanilerin bir itirazları oldu, biz Ermeni değiliz başka bir ırkız, halkız, Süryani’yiz diye, bu sayede Osmanlı Devleti’nde temsil edilebildik.
Bu dönemde tek tük Süryani aydınları ortaya çıktı, şair Naum Faik gibi, aslen Diyarbakırlıydı, Aşur Yufus gibi, o Harputluydu, 19 Nisan 1915’te tutuklanıp asıldı. Bunlar bilinen Süryani aydınları. O dönemin ulusalcılarımız, öyle diyelim. Yani birkaç kişiydi, parmakla sayılabilecek birkaç insan. Büyük vilayetlerde, ya da İstanbul’da, okudukları için bir derecede aydın diyebiliriz. Süryanilerin ne Osmanlı’da ne Cumhuriyet’te herhangi bir baş kaldırma girişimleri olmadığı için 1915’de ne silahları vardı, ne soykırıma karşı herhangi bir hazırlıkları. Ermenilerden başlandı bu bölgeye varana kadar, sonra Süryanilerle devam edildi.
- Soykırım nasıl gerçekleşti?
- Dedelerimizin, ninelerimizin anlattıkları var, Seyfo’dan kalan tanıklarla karşılaştık, konuştuk, röportajlar yaptık, hikâyelerini dinledik. Buradaki mülki amirleri, o dönemde kaymakamdır, validir, onların emiriyle askeri güç, yani Osmanlı’nın askeri gücü, bunun yanında Kürt aşiretleri, bu soykırımda aktif rol aldılar. Haziran ayında bu bölgede başlandı. Midyat’ta sanırsam 5 ya da 6 Haziran’da başlandı. Midyat ancak on gün direnilebildi. Midyat’ın çevre köyleri, Midyat’ın doğusunda, 10 km uzağındaki Aynvart’ta, Türkçede Gülgöze, biz ona İwardo köyü diyoruz, orada toplandılar, üç ay direndiler. Eğer bugün biz yaşıyorsak, biz o direnişin çocuklarıyız, yani o direnişten kurtulan atalarımızın çocuklarıyız. Orada da esas olarak bir şeyh, Aynkef Şeyhi sayesinde barış sağlandı. Aynkef Şeyhi Fethullah Arapça konuşan Mhalmilerdendir. Onun girişimleriyle bu barış sağlandı. Süryanilerden kendilerini kurtarabilenler 3-4 yerde direnebildiler. Bir diğer direniş noktası İdil-Hezah’ta, bugünkü adıyla Şırnak’a bağlı İdil’de oldu. Ayrıca bir Süryani köyü olan Basibrin’de direnildi, bir de Bagok dağındaki Mor Melke Manastırında, yani toplam 4 yerde. Bu dört merkezdeki direniş sayesinde bugünkü Süryaniler varlar, o direnişlerde kurtulan atalarımızın ardıllarıyız. Süryanilere yapılan soykırım gerçekten büyük bir soykırımdı.
- Soykırıma uğrayanların sayıları nasıl tespit edildi?
- Süryani Ortodoks Kilisesi’nin, ki Süryanilerde çok kilise var, Süryani Katolik var, Süryani Ortodoks var, Süryani Protestan var, Keldani kilisesi var, Nasturi Kilisesi var, bunlar hepsi Süryani’dirler. Tabi her kilise kendi cemaatinden sorumludur. Süryani Ortodoks Kilisesi’ne bağlı cemaat üzerinde yapılan araştırmalara göre 120.000 kayıp olduğu görülüyor. Evet, bu tek bir kiliseden; bunun dışında Keldaniler var, Nasturiler var, Süryani Katolikler var, Süryani Protestanlar var. Daha sonra bu kiliselerin tümünde araştırıldı. Araştırmacılardan edindiğimiz bilgilere dayanarak, yaklaşık 500 binin üzerinde Süryani, Asurî, ve Keldani kitlesinin soykırımdan geçirildiğini sanıyoruz.
- Soykırımı gerçekleştiren güçler hangileriydi, amaçları neydi?
- Bütün saldırılarda yoğunluk Kürt aşiretlerindeydi. Bir çoğu bölgenin dışarısından getirtilen Kürt aşiretleriydi. Tabi bunların yanında bütün bu yörelerde Osmanlı askerleri mevcuttu. Ancak Midyat’taki Kürt aşiretleri bu soykırımda yer almadılar. Soykırımı teşvik eden temel faktör ise din oldu. Din faktörü çok önemliydi. Bunun yanında, 1800’lü yıllar sonunda kurulan Kürtlerden oluşturulan Hamidiye Alayları bulunuyordu. Daha önce de kullanılmıştı Hamidiye Alayları. Bunları 1915’te yoğun olarak kullandılar, hem Ermenilere karşı hem Süryanilere karşı.
- Hamidiye Alaylarının artıkları mı?
- Doğrudur, doğrudur ama gene de bunlar onların devamıdır. Net olarak Hamidiye Alayları yer almadıysa da, o isimle yani, Hamidiye Alay’larına yakın Kürt aşiretleri, yani bazı Kürt aşiretleri, hepsini töhmet altında bırakmayalım, bu soykırımda aktif bir rol oynadılar. Dışarıdan gelen aşiretler ganimet olarak bulabildiklerini alıp-götürdüler, bolca kız-kadın götürdüler savaş ganimeti diye.
- Erkek çocukları da aldılar mı?
- Erkek çocukları da aldılar. Benim tanıdığım 2-3 tanesi Süryani olduklarını anlayınca geri geldiler, akrabalarını, babalarını annelerini arayıp buldular, geri dönenler oldu. Sayıları çok az, halen Malatya’da, Adıyaman’da o bölgelerde bizim bildiğimiz Süryaniler var, belki kimliğinde İslam yazıyor ama ne İslam olmuş ve İslam’ı yaşayabiliyor ne de Hıristiyan kalabilmiş, öylesine ortada kalmışlar.
- Bugüne gelirsek, soykırımı inkâr edenlerin başlıca argümanları, tehcirin İmparatorluğun bir savunma refleksi olduğu, savaş koşulları nedeniyle beşinci kol faaliyetlerinin engellenmek istendiği yönünde, bazıları ise aslında soykırımı Ermeniler yaptı demeğe kadar getiriyor. Bugünkü resmi devlet görüşü, son olarak AKP, MHP ve CHP ortak açıklamasında da belirtildiği gibi, kıyımın karşılıklı olduğu yönünde. Süryaniler açısından ele alırsak, sizce böylesi bir argümanın herhangi bir maddi temeli, kanıtı var mıdır?
- Yani Ermenilerin işte onlar yaptılar soykırımı, yani onlar başlattılar, o benim için boş bir şey. Yani öyle bir şey yok ki araştırmacı-yazar Taner Akçam geçenlerde bir makalesinde* belirtiyor, yani yok öyle bir şey. Ben inanmıyorum, hiç kimsede inanmaz bu tür şeylere. Devletin doğal kendini savunma refleksidir ve kendini bir nebzede olsa haklı çıkarmaya çalışır, ama bu doğru değildir. Bu nedenle Türkiye Cumhuriyeti devleti ve hükümetleri Süryanilerden hiç bahsetmemektedirler, çünkü bu konuda Süryanileri suçlayabilecekleri ve kendilerini savunabilecekleri hiç bir şeyleri yoktur. Yani yok, Süryanilerin ne silahı var, ne bir örgütlenmesi, ne herhangi bir isyanı, ne de Osmanlı Devleti’yle herhangi bir sorunu, kısacası Süryanilere uygulanan soykırımın savunulacak hiçbir tarafı yoktur. Bilinçli olarak Süryaniler gündeme getirilmiyor. Çünkü Süryanilere yapılan da düpedüz bir soykırımdır. Açık ve tartışmasız bir soykırımdır, onun için hiç konuşulmuyor Süryaniler.
- 1915’ten sonra Süryani toplumunun durumu neydi?
- 1915’ten sonra artık Süryaniler kendilerine gelemediler bugüne kadar. Eğer bugün Türkiye’de İstanbul’la birlikte Süryani nüfusu 20-25 bin kişiye düşmüşse gerçekten üzerinde durulması, tartışılması, araştırılması gerekiyor. Nereye gitti bu Süryaniler? Tamam, soykırımda bir kısmı Suriye’ye gitti, Lübnan’a gitti, ama Cumhuriyet kurulduktan sonra geliştirilen politikalar geride kalan hem Ermenileri, hem Rumları, hem de Süryanileri kaçırttı. Tek tipleştirme politikaları adı altında Varlık Vergisi, Soyadı Kanunu, 6-7 Eylül, 1964 Kıbrıs Olayları, Midyat’ta yapılan bazı provokasyonlar Süryanileri büyük ölçüde kaçırttı. Bugün Türkiye Cumhuriyeti vatandaşı Süryani nüfusu, Avrupa ülkelerinde yaşayan Süryanilerle birlikte, 300 bin kadardır.
- Süryanilerin çilesi 1915’le bitmiyor. Biraz açar mısınız soykırım ve sonrasındaki süreci? Bugün gelinen durumu?
- Bazı şeyleri ben sana anlatayım. Süryani manastır ve kiliselerin vakıf malları birçok yerde vardır. Malatya’dan tutalım, Adıyaman, Diyarbakır, Siirt, Van, Bitlis, Mardin, Midyat ve Hakkâri’ye kadar birçok yörede kilise ve manastırların vakıf malları vardır ve bunların hepsi gasp edildi. Mesela Urfa’da birçok kilise camiye çevrilmiştir. Birçok manastır ve kilise ise müze ya da depo olarak, hatta bazıları ahır olarak kullanılmaktadır. Ve bugün Urfa’da tek bir Süryani bulunmuyor, halbuki Urfa Süryanilerin en önemli merkezlerinden biriydi. Süryaniler, Asur İmparatorluğu, Babil İmparatorluğu yıkıldıktan sonra Abgar Krallıkları altında toplanmışlar ve Hıristiyanlığı kabul etmişlerdi. 6. ve 7. Yüzyılda Süryanilerin en önemli merkezlerinden biri Urfa’ydı.
İslam’ın, İslam ordularının gelişine kadar Süryanilerin bölgede önemli bir yerleri vardı. Birçok alanda Süryani medeniyetlerinin izlerini görebiliyoruz. Ama bugün Urfa’da tek bir Süryani bulunmamaktadır. Belki Adıyaman’da birkaç aile kalmıştır. Diyarbakır’da birkaç tane ihtiyar kaldı, halbuki Diyarbakır bir merkezdi. Malatya, keza, Malatya, Süryani Antakya Kilisesi Antakya’dan ayrıldıktan sonra, patriklik merkeziydi. Patriklik kürsüsünün Malatya’da olması orada yoğun bir Süryani nüfusuna işaret eder, yoksa kürsü orada olmazdı. Bugün Malatya’da hiçbir Süryani bulunmamaktadır. Harput keza öyle; 1800 yıllık Meryem Ana Kilisesi Harput’tadır. Süryanilerin en eski kiliselerinden biridir. Yani büyük bir toprak kaybı var ve insan kalmadı. 1915’den sonra Urfa’da belki bir kaç aile kalmıştı, 70’li yıllara kadar, onlar da yok artık, göç ettiler Avrupa’ya veya yurtdışına, Diyarbakır keza öyle, hepsi İstanbul ya da yurtdışına göç ettiler.
- Son dönemdeki göçler üzerine bir şey söyleyebilir misin?
- Süryaniler Lozan’da gayrimüslimlere tanınan haklardan hiç yararlanamadılar. Ermeniler, Rumlar ve Yahudilerin okulları oldu. Süryanilerin hiç bir hakkı olmadı 2 yıl öncesine kadar. 2 yıl önce İstanbul Süryani Vakfı bir dava açarak Süryanilerin de Lozan Antlaşması’ndan yararlanmasını talep etti. Şimdi İstanbul’da bir anaokulumuz var, ana dilimizde eğitim veren, yani 90 yıl sonra bu hak bize verildi. Tabii Süryani nüfusu kalmadı, 90 yıl sonra verirsen Süryanilere bu azınlık hakkını, o hakkı kim kullanacak, hiç kimse kalmadı, hiç kimse kullanamaz.
1924’te bizim patriklik merkezimiz Mardin’den sürgün ediliyor. Kimisi diyor işte Patrik gitti ve vefat etti, geri dönmedi. Doğru değildir, kesinlikle sürgün edilmiştir. Sürgün edildi ve bu Süryaniler açısından büyük bir darbeydi. Eğer patriklik merkezi taşınırsa insanlar buradan kaçar ve öyle oldu. 1930’lu yıllarda, vatandaş Türkçe konuş ve benzeri tek tipleştirme politikaları yoğundu. O dönemde İsmet İnönü’nün bazı raporları var Mardin’le ilgili, Midyat’la ilgili. Mardin’in yapısı, sosyal yapısı, orada kimlerin yaşadığı inceleniyor: Kürtler yaşıyor, Araplar yaşıyor, Süryaniler yaşıyor. Kürtlerle Araplar Müslüman oldukları için asimile edilebilirler, ancak Süryaniler Hıristiyan oldukları için asimile edilemezler -her ne pahasına olursa olsun bunların göç ettirilmeleri gerekiyordu ve öyle de oldu.
- 1943 Varlık Vergisi nasıl etkiledi Süryani toplumunu ve uzun süreli sonuçları ne oldu?
- 1940’lı yıllarda Varlık Vergisi ile bütün Hıristiyan Süryanileri ve Ermenileri komple olduğu gibi fakirleştirdiler. Mesela, 50-100 tane küçükbaş hayvanı olan bir çiftçiden, bunlar üzerinden vergi kesiyorlardı. İnsanlar satıyordu nesi varsa, büyükbaş hayvan, küçükbaş hayvan, dükkân, bilmem başka neyi varsa bu vergiyi ödeyebilmek için. Birçok insanımız borç ala ala borçlarının faizlerinden iflas ettiler. Midyat’taki Süryani konakların çoğu Mardinli Arap ailelerine geçti o dönemde. Tapu kayıtları halen onların adınadır. Ki onlar ne Midyatlıdırlar, ne Süryani’dirler. Fakirleştirme oldu ve insanlarımız göç etmeye başladı, birçok Süryani Suriye’ye göç etti. Benim sülalem, sülalemin dörtte üçü, Kamışlı ‘ya gitti halen oradadırlar, biz burada kaldık. Süryani aileler parçalandı, sülaleler parçalandı. Ondan sonra artık işsizlik, fakirlik diz boyu oldu. Tabi devletin ayrımcı politikaları da söz konusuydu: mesela askerliğe giden bir genç, Hıristiyan olduğu için bir sürü dayak yiyordu, hakaret görüyordu, zorla kelime-i şahadet getirmesi isteniyordu, sünnet olmaya zorlanıyordu. Babalarımız bunları bize anlattılar, biz de yaşadık aslında askerde bunları. Mesela lise mezunuysan en azından bir çavuş olursun askerde, ama hiçbir zaman bir Süryani’yi, lise mezunu bir Süryani’yi, çavuş yapmadılar. Ve ben bunu bizzat yaşadım askerde. Ortaokul terkleri bile çavuş yaptılar, biz lise mezunu olduğumuz halde bizi çavuş yapmadılar, ki o kadar da çavuş olmaya meraklı değildik. Bunun yanında memur olamazsın hele hele birinci derece memur. En son Avrupa Birliği bağlamında bu hak tanındı, gayrimüslim birini memur yaptılar, bunun da bayağı propagandasını yaptılar, sanki bir lütufmuş gibi, ama o zaten Türkiye Cumhuriyeti’nin vatandaşıydı. Bunun yanında polis olamazsın, subay olamazsın, hâkim olamazsın. Hukuk okuyorsun, avukat olabilirsin ama hâkim-savcı olamazsın. Bütün bu politikalar Süryanileri kaçırttı. Özellikle 1964 Kıbrıs Olaylarında Midyat’ta 1915’e benzer bir soykırıma kalkıştılar. İşte devletin, o dönemin hangi komitesiydi, harp dairesinin seferberlik bilmem ne tetkik kurulu muydu, öyle bir kurul vardı, gizli.
- Özel Harp Dairesi?
- Özel harp dairesinin yanında bir gizli seferberlik tetkik kurulu, öyle bir şey de vardı. Onların adamları burada çevre Müslüman köyleri kışkırtarak Midyat’ta büyük bir miting hazırladılar ve Süryanilere tekrardan 1915’e benzer bir kıyım yapmaya çalıştılar. Midyat’taki sağduyu, Midyatlı Kürtler, Midyat merkezde yaşayan Kürt Aşiretleri buna tavır koydular, engellediler. Yani Kıbrıs nere, biz nere, Süryaniler kim, Rum’lar kim. Ortak neyimiz var ki, coğrafi olarak komşu bile değiliz, sadece ve sadece Hıristiyan olduğumuzdan.
- Bu politikalar da herhalde bir göç dalgasına daha neden olmuştur?
- Evet, önemli göçlere neden oldu. 80’li yıllarda ise ek faktörler ortaya çıkmıştı. Kürt özgürlük hareketiyle devletin çatışmaları yoğunluk kazandıkça Süryaniler göç etmeye başladı. Süryaniler Koruculuk yapmadılar ama git gide azaldılar, ki o dönemde, 80’li, 90’lı yıllarda 50’ye yakın Süryani faili meçhul cinayetleri var. Gene de Süryanilerin herhangi bir örgütlenmesi, devlete karşı herhangi bir kalkışmaları olmadı bu yıllarda. Ve Süryaniler bugünkü duruma geldiler. Yani 3 bin ila 3 bin 500 arasında insan bu bölgede yaşıyor, Mardin, Midyat, Şırnak ve Diyarbakır’da.
- Bugüne kadar Süryani soykırımı Türkiye’de çok az biliniyordu. Bu açlık greviyle bu tarih diliminin su yüzüne çıkmasını sağladınız. Bu açıdan önemli ve başarılı bir etkinlik oldu diye düşünüyorum. Sivil kuruluşlardan, derneklerden ve siyasi partilerden nasıl tepkiler aldınız?
- Gayet iyi tepki aldık. Özellikle Kürt hareketinden HDP’dir, DBP’dir, DTK’dir, Kürdistan İslam Kongresi’dir, bunlar bizim için çok önemliydi. Kürdistan İslam Kongresi’nden 30-40’a yakın genç erkek-kız bizi ziyaret ettiler. Bunun yanında HDP, DBP’den 4 Kürt arkadaş bizimle dayanışmada bulundular, 2 günlüğüne açlık grevine katıldılar. Bu yörede bulunan Ezidiler, Mhalmiler, Araplar bizi ziyaret ettiler. Desteklerini sundular. Bizim amacımız da oydu, böyle bir şey yaşandı yüzyıl önce, bunu konuşmak tartıştırmak istiyorduk, Kürtlerle, Araplarla, herkesle. 1915’in tartışılmasını istedik, herkesin işlediği suçla, yaptığı kabahatle yüzleşmesi gerektiğini düşünüyoruz, devlet de dâhil buna, onun için bu açlık grevini yaptık. Açlık grevimizi bu topraklarda bir daha soykırımların yaşanmaması için yaptık. Yoksa Süryaniler öyle yok tazminat peşinde, yok devlet peşinde falan değiller.
Süryaniler 1915’in en büyük mağdurudurlar. Hiçbir baş kaldırması, hiçbir isyanı olmadığı halde, başka bir güçle herhangi bir işbirliği yapmadığı halde soykırımdan geçirildiler ve ülkelerinden uzaklaştırıldılar. Günümüzde Avustralya’da, Latin Amerika’da, Amerika Birleşik Devletleri’nde, Avrupa’nın bütün ülkelerinde Süryaniler yaşamaktadır, ama onlar için vatan çok önemlidir. Onlar için ülkeleri, atalarının diyarı çok önemlidir. Çünkü biz ne Avrupalıyız, ne Amerikalıyız, öz be öz bu toprakların çocuklarıyız. 7000 yıllık, 8000 yıllık bir geçmişimiz var burada, bu toprakların en eski halklarındanız. Asur imparatorluğu gibi, Babil, Akad gibi medeniyetler kurmuş bir halkız, en eski Orta Doğu dillerinden Aramice dili bugün konuştuğumuz Süryanicedir, ama bugün bakıyoruz Süryaniler yok oldular.
Son olarak, İŞİD, aynen 1915 soykırımının yöntemlerini kullanarak,Musul Ovası’nı Süryanilerden temizledi. Suriye’nin Cezire Bölgesi’nde ha keza öyle. İki tane Metropolitimiz kaçırıldı, iki yıldır haber yok onlardan. Aslında bir yerde soykırım hala devam ediyor. 1991’e kadar Irak’ta 1,5 milyon Süryani nüfusu vardı. Bugün 300 bine düştü. Suriye de öyle, pek çok Süryani Suriye’den göç etmeye başladı.
- Bundan sonra nasıl bir yol izlemeyi, sorunun güncelliğini nasıl korumayı düşünüyorsunuz?
- Ben sanmıyorum ki hiçbir Süryani 1915’den vazgeçsin. Süryanilerin isteği 1915’in özrünün, samimi bir şekilde soykırımla yüzleşerek yapılmasıdır. Bu güveni versinler bize artık. Süryanilerin Türkiye Cumhuriyeti’ne herhangi bir zararları olmadı ve olmayacak da bundan sonra. Eğer bu özür dilenirse, samimi bir şekilde biz katlettik, özür diliyoruz denirse, bu Süryanilerde bir güven yaratır ve Süryanilerin ülkelerine dönmelerinin yolu açılmış olur. Tabi bunu sadece devletten değil, Kürtlerden de bekliyoruz. Kürtler bunu söylüyorlar. Biz bunu görüyoruz ama yeterli değildir. Bunun halka anlatılması gerekiyor, özellikle birlikte yaşadığımız halkların bunu iyi kavramaları gerekiyor, iyi bilmeleri gerekiyor. Yüzyıl geçti, unutulacak değildir, ben sanmıyorum unutulacağını. Biz bu mücadelemize devam edeceğiz, demokratik platformlarda, demokratik haklarımızı kullanarak. Açlık grevi eylemi de demokratik mücadelemizin bir parçasıdır. Bunu elimizden geldiğince, dilimiz döndüğünce anlatmaya çalışacağız.
- Çok önemli bir noktaya parmak bastınız, 1915’in halka anlatılması lazım. Şu anda sadece bir tek siyasi parti, HDP, bu konuyla ilgileniyor görünüyor. Böylesi bir ortamda Süryaniler nasıl hissediyorlar?
- Aslında CHP’nin de bunu yapması gerekirdi. Bizim CHP’den beklentimiz bu yöndeydi. Benim iki yıl önce Sayın Kılıçdaroğlu ile CHP Genel Merkez’inde bir görüşmem oldu, kendisine bir dosya sundum. 1915’ten günümüze ne oldu Süryanilere, ne yapıldı, taleplerimiz nedir, bu konularda 45 dakika süren bir sohbetimiz oldu. Aslında CHP’den beklentimiz vardı, ama tam tersini yaptı CHP, bir bildiri hazırladılar, MHP ve Ak Parti ile birlikte, bu telaşa gerek yoktu aslında. Sayın Kılıçdaroğlu’ndan biz bunu beklemiyorduk, aslında CHP sosyal demokrat kimliğine sadık kalsaydı o bildiriye imza atmazdı. Olabilir, belki seçim arifesidir, bazı hesaplar vardır ama bu konular seçimlere heba edilecek konular değildirler. Bunlar insani şeylerdir ve toplumlar ancak öylece birbirlerine yakınlaşabilirler. Eğer benim ne çektiğime anlam verilmezse, yani bana karşı alınan kararlar, benim göç etme sebeplerim, soykırımdan, katliamlardan geçirilme sebeplerime anlam verilmese, o zaman ben o siyaset bir işe yaramıyor derim.
Dediğiniz gibi tek parti HDP’dir. Benim HDP’de siyasi herhangi bir kimliğim yok, onu belirteyim, ben bağımsızım, ama insanın vicdanen de konuşması gerekiyor, söylemesi gerekiyor. Bugün Türkiye’deki tüm halkları kimlikleriyle, yani oldukları gibi kabul eden HDP’dir. O konuda büyük bir saygımız vardır. Ki Süryani milletvekili adayları da vardır. Bu Türkiye’de de ilk olan şeylerdir. 4 yıl önce başladı bu ve ben inanıyorum bundan sonra da devam edecek. Bunu HDP yaptı, onun için saygımız büyüktür. Bu soykırım konusunda da en fazla demeç veren, özür de dileyen, dile de getiren, tartışan, tartıştıran da HDP’dir. Biz de HDP’nin seçimlerde barajı geçmesi için destekliyoruz. HDP’ye desteğimizi beyan ettik, Süryani’ler artık oylarını HDP’ye versin dedik. HDP’nin barajı geçmesi Süryaniler için, ama sadece Süryaniler için değil, veya sadece Kürtler için, değil, tüm Türkiye’de barış için önemlidir. Bu barış sürecidir, devletle PKK’nin, Sayın Abdullah Öcalan’ın başlattıkları bu süreç bizim için de önemlidir, biz de bu bölgede yaşıyoruz. Savaşlardan biz çok çektik, savaş olduğu yerde Süryaniler kaçıyorlar, durmuyorlar. Çünkü savaşmak istemiyorlar, ölüp ve öldürülmek istemiyorlar artık. Onun içi barış sürecini destekliyoruz ve HDP’nin barajı geçmesini istiyoruz, bölgenin barışı için HDP’yi destekliyoruz, Türkiye’nin barışı için, demokrasinin daha iyi kökleşmesi için, herkes kendi kimliğiyle, kendi diliyle, kendi örf ve adetleriyle yaşaması için bu çok elzemdir ve önemli görüyoruz.
- Teşekkür ederim...
_______________
Midyat 29 Nisan 2015